Norveç'te Bir Çocuk Düştüğünde Herkes Neden Panik Yapmıyor?
- Özge Özdemir Köz
- 18 Haz
- 2 dakikada okunur
Geçen gün Norveç'te bir parkta otururken ilginç bir sahneye tanık oldum.
Yaklaşık 4-5 yaşlarında bir çocuk yüksekçe bir kayanın üzerinde oynuyordu.
Bir an dengesini kaybetti.
Kaydı.
Ve yere düştü.
Türkiye'de olsa muhtemelen aynı anda birkaç yetişkin çocuğa doğru koşardı.
"İyi misin?"
"Dikkat etsene!"
"Aman canın yandı mı?"
sesleri yükselirdi.
Ama burada farklı bir şey oldu.
Annesi önce çocuğa baktı.
Panik yapmadı.
Çığlık atmadı.
Koşmadı.
Sadece sakin bir şekilde sordu:
"İyi misin?"
Çocuk birkaç saniye durdu.
Ayağa kalktı.
Üzerindeki tozu silkeledi.
Sonra hiçbir şey olmamış gibi oyununa devam etti.
İlk kez gördüğünüzde bu durum size garip gelebilir.
Hatta bazı insanlar bunu ilgisizlik olarak yorumlayabilir.
Ama aslında bunun arkasında çok farklı bir eğitim ve çocuk gelişimi anlayışı var.
Çocukları Her Riskten Korumak Mümkün Değil
Birçok ebeveyn olarak çocuklarımızın düşmesini istemiyoruz.
Canları yanmasın istiyoruz.
Hayal kırıklığı yaşamasınlar istiyoruz.
Üzülmesinler istiyoruz.
Bu son derece doğal.
Ancak çocuk gelişimi açısından bakıldığında önemli bir gerçek var:
Çocuklar risk almayı deneyimlemeden risk yönetmeyi öğrenemezler.
Bisiklete binmeyi öğrenen bir çocuk düşebilir.
Ağaca tırmanan bir çocuk kayabilir.
Yeni arkadaşlıklar kuran bir çocuk reddedilebilir.
Hayatın kendisi zaten küçük risklerle doludur.
Norveç'teki yaklaşımın temelinde de bu düşünce yer alıyor.
Amaç çocukları tüm risklerden uzak tutmak değil.
Riskleri tanımalarını ve yönetmelerini öğretmek.
Kontrollü Risk Neden Önemlidir?
Psikoloji ve çocuk gelişimi alanındaki araştırmalar, kontrollü risk içeren oyunların çocukların gelişiminde önemli bir rol oynadığını gösteriyor.
Çocuklar risk içeren oyunlar sırasında;
✔ Kendi sınırlarını keşfeder.
✔ Karar verme becerilerini geliştirir.
✔ Problem çözmeyi öğrenir.
✔ Özgüven kazanır.
✔ Duygusal dayanıklılık geliştirir.
✔ Başarısızlıkla baş etmeyi öğrenir.
Daha da önemlisi, çocuk kendi bedenine güvenmeyi öğrenir.
"Hangi yüksekliğe çıkabilirim?"
"Nerede durmalıyım?"
"Dengemi nasıl koruyabilirim?"
Bu soruların cevaplarını yetişkinler veremez.
Çocuk ancak deneyimleyerek öğrenebilir.
Asıl Tehlike Düşmek mi?
Bir klinik psikolog olarak yıllardır gözlemlediğim bir şey var:
Birçok ebeveyn fiziksel yaralanmalardan çok korkuyor.
Ama çoğu zaman gözden kaçan başka bir risk var.
Sürekli korunan çocuklar.
Her adımı kontrol edilen çocuklar.
Her problemi onlar adına çözülen çocuklar.
Bu çocuklar büyüdüklerinde çoğu zaman başarısızlığa karşı daha hassas olabiliyorlar.
Çünkü düşmeyi hiç deneyimlemediler.
Kalkmayı da öğrenemediler.
Oysa psikolojik dayanıklılık tam da burada gelişiyor.
Düştüğümüzde.
Yanıldığımızda.
Başaramadığımızda.
Ve yeniden denediğimizde.
İkizlerim Bana Ne Öğretti?
Norveç'te yaşayan bir klinik psikolog ve henüz 3 yaşına bile gelmemiş ikiz çocuk annesi olarak bunu neredeyse her gün görüyorum.
Lena ve Leon bazen koşarken düşüyor.
Bazen tırmanmaya çalışırken kayıyor.
Bazen başarısız oluyorlar.
İçgüdüsel olarak onları korumak istiyorum.
Ama aynı zamanda biliyorum ki her küçük düşüş onların gelişiminin bir parçası.
Çünkü çocukluk kusursuz hareket etmeyi öğrenme dönemi değildir.
Düşüp yeniden ayağa kalkmayı öğrenme dönemidir.
Belki de Sormamız Gereken Soru Farklıdır
Bir çocuk düştüğünde ilk refleksimiz genellikle şudur:
"Nasıl düşürdüm?"
"Nasıl engelleyebilirdim?"
Belki de bazen farklı bir soru sormalıyız:
"Bu deneyimden ne öğrendi?"
Çünkü özgüven, hiç düşmemekten doğmaz.
Düştükten sonra yeniden ayağa kalkabileceğini bilmekten doğar.
Hayatta da tam olarak böyle değil mi?


Yorumlar