Çamurlu Çocuklar mı, Güçlü Çocuklar mı? | Klinik Psikolog Özge Özdemir Köz – Norveç
- Özge Özdemir Köz
- 7 Haz
- 2 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 11 Haz
Geçenlerde anaokulundan çocuklarımı almaya gittiğimde, yine aynı manzarayla karşılaştım.
Saçlarında yapraklar vardı.
Pantolonlarının dizleri çamur içindeydi.
Ayakkabılarının içinden kum dökülüyordu.
Ve ikisi de çok mutluydu.
Norveç'te yaşayan bir anne ve klinik psikolog olarak, bu manzaraya artık alıştım. Ama Türkiye'den gelen misafirlerimiz veya sosyal medyada gördükleri fotoğraflara şaşıran insanlar genellikle aynı soruyu soruyor:
“Bu çocuklar neden sürekli çamur içinde?”
Aslında bu soru, İskandinav eğitim anlayışının merkezindeki çok önemli bir farkı ortaya koyuyor.
Çünkü burada amaç temiz çocuk yetiştirmek değil.
Amaç güçlü çocuk yetiştirmek.
Temizlik mi, Gelişim mi?
Birçok ebeveyn olarak çocuklarımızı korumak istiyoruz.
Üşümesinler.
Düşmesinler.
Kirlenmesinler.
Canları yanmasın.
Bu çok doğal bir içgüdü.
Fakat bazen iyi niyetle yaptığımız aşırı koruma, çocukların gelişim alanlarını daraltabiliyor.
İskandinav ülkelerinde çocukların gelişimine bakış açısı biraz farklı.
Burada çocuklar yalnızca sınıfta öğrenmezler.
Doğada öğrenirler.
Yağmurda öğrenirler.
Kumun içinde öğrenirler.
Ağaçlara tırmanırken öğrenirler.
Çamura basarken öğrenirler.
Düşerken öğrenirler.
Ve yeniden ayağa kalkarken öğrenirler.
Çamur Sadece Çamur Değildir
Bir yetişkin için çamur sadece kir olabilir.
Ama bir çocuk için çamur;
bir deneydir,
bir keşiftir,
bir problem çözme alanıdır,
bir bilim laboratuvarıdır.
Bir çocuk çamurdan kanal açarken fizik öğrenir.
Kovaya ne kadar su koyarsa taşacağını deneyimler.
Arkadaşıyla birlikte baraj yaparken iş birliği geliştirir.
Kumdan kale yıkıldığında hayal kırıklığını yönetmeyi öğrenir.
Yeniden yapmaya karar verdiğinde ise psikolojik dayanıklılık geliştirir.
Biz yetişkinler çoğu zaman sonucu görüyoruz.
Kirli kıyafetleri.
Islak çorapları.
Çamurlu montları.
Ama çocuklar süreç içinde çok daha değerli beceriler kazanıyor.
Özgüven Temiz Salonlarda Gelişmez
Özgüven çoğu zaman başarıyla ilişkilendirilir.
Oysa gerçek özgüven, çocuğun kendi başına bir şeyler deneyebilmesiyle gelişir.
Bir ağaca tırmanmak.
Bir engeli aşmak.
Düşüp tekrar kalkmak.
Yeni bir arkadaş edinmek.
Risk almak.
Başaramamak.
Tekrar denemek.
İşte bütün bunlar özgüvenin yapı taşlarıdır.
Çocukların her adımını kontrol ettiğimizde onları güvende tutuyor olabiliriz.
Ama aynı zamanda kendi güçlerini keşfetme fırsatlarını da azaltabiliriz.
Benim İkizlerim Bana Ne Öğretti?
Henüz üç yaşına bile gelmemiş ikizlerim Lena ve Leon, bana çocuk gelişimiyle ilgili birçok akademik makalenin öğretemeyeceği şeyler öğretti.
Bazen eve cepleri taş dolu geliyorlar.
Bazen ayakkabılarından yarım kilo kum çıkıyor.
Bazen üzerlerini değiştirmeden önce banyoya sokmak zorunda kalıyorum.
Eskiden ilk dikkatimi çeken şey kirlilik olurdu.
Şimdi ise başka şeylere bakıyorum.
Bugün ne keşfettiler?
Hangi problemi çözdüler?
Kiminle oynadılar?
Neyi merak ettiler?
Neyi denediler?
Çünkü çocukluk, temiz kalınması gereken bir dönem değil.
Keşfedilmesi gereken bir dönem.
Belki de Soruyu Değiştirmeliyiz
Belki de çocuklarımız eve çamurlu geldiğinde ilk sormamız gereken soru:
“Nasıl bu kadar kirlendin?”
olmamalı.
Belki de şöyle sormalıyız:
“Bugün ne keşfettin?”
Çünkü yıllar sonra çocuklarımız üzerlerindeki çamuru hatırlamayacak.
Ama özgürce oynayabildikleri günleri hatırlayacaklar.
Kendilerine güvendikleri anları hatırlayacaklar.
Bir ağaca ilk kez tırmandıkları günü hatırlayacaklar.
Düştükten sonra yeniden kalkabildikleri anları hatırlayacaklar.
Ve belki de biz ebeveynler olarak çocuklarımızın kıyafetlerini biraz daha fazla yıkayacağız.
Ama karşılığında çok daha değerli bir şey kazanacağız:
Hayata karşı güçlü, meraklı, dayanıklı ve özgüvenli çocuklar.





Yorumlar